Kumaş Bizim, Pamuk Bizim, Makine Bizim, Sanayici Bizim; Ancak Ekmek Artık Başkasının!
Biliyorsunuz, geçen hafta sözleşmiştik. Artık siyasetin sorunlarını değil, vatandaşın gerçek sorunlarını konuşuyoruz. Demiştim ki; artık Ankara’nın o suni kavgalarını, siyasetin bitmek bilmeyen kısır tartışmalarını bir kenara bırakıyoruz.
Benim tek bir pusulam var: Sizin sofranız, sizin işiniz, sizin alın teriniz. Her hafta bu ülkenin yakıcı bir sorununu, halının altına süpürülen bir gerçeğini tüm çıplaklığıyla masaya yatıracağız demiştik.
Bu haftaki gündemimiz, sanayimizin kalesi, milyonların ekmek kapısı olan tekstil sektörüdür.
Tekstil denildiğinde akla sadece kumaş ve dikim gelmesin. Bakın; bu devasa bir ekosistemdir, düğmecisinden fermuar ve makine üreticisine, lojistikçisine kadar bu toprakların öz sermayesidir. Ancak ne acıdır ki, “kumaş bizim, pamuk bizim, makine bizim”dediğimiz bu topraklarda, bereket artık başkasının sofrasına akıyor.
Gelin hep birlikte rakamlara bakalım.
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği verilerine göre, 2022 yılında 1 milyon 250 bin civarında olan sektör çalışanı 2025 itibariyle 1 milyonun altına düşerek 380 bin kişi azalmıştır. 2025 yılı verilerine göre, Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektöründe yaklaşık 6000 işletme kepenk kapatmıştır.
Bu gelişmelerle paralel olarak 2022 yılında 22 milyar dolar rakamına ulaşan tekstil sektörünün ihracat geliri, 2025 yılında 17 milyar dolara gerilemiştir. Bu rakamlar ışığında Türkiye’nin dünya tekstil ve hazır giyim pazarındaki payı ise son 35 yılın en düşük seviyelerine gerilemiştir.
Yani memleketimize milyarlarca döviz getiren, milyonlarca insana ekmek kapısı olan bir sektörü göz göre göre kaybediyoruz!
Bir yandan vatandaşın, bilhassa gençlerimizin internetten yaptığı üç kuruşluk alışverişine, aldığı bir tişörte, bir kulaklığa, bir ayakkabıya “aman dışarıya bir dolarımız bile gitmesin” diye envaı çeşit yasak koyuyorsunuz.
Evlatlarımızın heyecanla beklediği o küçük paketlerin peşine dedektif gibi düşülüyor, aşılmaz gümrük duvarları örülüyor fakat öbür yanda milyarlarca dolarlık koca bir sektör, yani bu toprakların helal alın teri, tekstil devlerimiz başkalarına teslim ediliyor!
Vatandaşın üç-beş dolarlık paketlerinin çetelesi dikkatle tutulurken; milyarlarca dolarlık ihracatımız, koca koca fabrikalarımız ve onca yıllık üretim hafızamız Mısır’a akıp gidiyor! Birileri evdeki bulgurun hesabını sorarken, ambar elimizden çıkıp gidiyor
Peki sanayicimiz neden Mısır’ı tercih ediyor?
Sebepleri çok açık!
Tekstil sektörü Mısır’a taşınarak % 45’e ulaşan bir maliyet avantajı kazanıyor. İki ülke arasında maliyet makası bu kadar fazla iken ve üstüne Mısır’ın ürünlerini ABD’ye serbest ticaret anlaşması gereği gümrüksüz sokma avantajı varken Tekstilcimiz neden Türkiye’de kalsın?
2021 yılından beri ihracatçılarımız yüksek enflasyon karşısında kurun dengelenmediğini ifade ediyor. Buna karşılık Türkiye olarak yalnızca % 3 gibi bir döviz dönüşüm desteği sağlıyoruz. Bu da doğal olarak % 45’lik maliyet avantajının yanında devede kulak kalıyor. Pansuman ile kangren olmuş yara iyileşebilir mi?
Çözüm ne?
Sektörün talebi olan % 15 dönüşüm desteğini şu şartlarda karşılayamasak bile istenilen rakama yakın bir dönüşüm desteği verebiliriz.
Öte yandan ülkemizdeki yatırımlarını koruyan firmalara SGK prim desteği ve vergi desteklerini artırmalıyız.
İhracat odaklı sektörler için rekabetçi enerji tarifeleri uygulamalıyız.
Kilogram başına ihracat değeri yüksek ürünlerin üretilmesi için tekstil sektörü üyelerini yönlendirebilmeliyiz.
AB’nin yeşil mutabakat kriterlerine Mısır’dan önce uyum sağlayarak AB pazarında “sürdürülebilir ve etik üretici kimliğiyle” öne çıkabilmeliyiz.
Şunu asla unutmayalım: Devlet kapasitesi dediğimiz şey, vatandaşın kargo paketini saymak değil, sanayicisinin küresel pazardaki rekabet gücünü korumaktır. Devlet, kendi üreticisine gümrük duvarlarıyla gölge eden değil; onun maliyet yükünü omuzlayan, önündeki engelleri kudretiyle temizleyen bir mekanizma olmalıdır.