Türkiye’de siyaset vatandaşın sorunlarını konuşmuyor; vatandaş siyasetin sorunlarını konuşuyor.
Maalesef sokağın gündemi ile siyasetin gündemi arasındaki mesafe her geçen gün daha da açılıyor. Halkı dinlemesi gereken siyaset, halka kendi sorunlarını izletiyor. Bu gidişata dur demek adına bundan böyle her hafta insanımızın mutfağındaki, işindeki ve hayatındaki gerçek sorunları burada tek tek ele alacağım. Umarım, taleplere kulak tıkayan yetkilileri ve problemlere sağır kalan muhalefet partilerini gerçek gündemin yakıcılığıyla yüzleştirebiliriz.
Geçtiğimiz hafta, Ortadoğu’daki çatışma ikliminin mutfağımızdaki yangını nasıl büyüteceğinden bahsetmiş; bu çatışmaların ekonomimize ve soframıza vereceği zararları asgariye indirmek adına atılması gereken somut adımları masaya yatırmıştım. Bölgemizdeki sıcak gelişmeler kuşkusuz hayati bir öneme sahip; ancak dışarıdaki hareketlilik içeride görmezden gelinen sorunların bir mazereti olamaz.
Bu hafta kariyer meslek memurlarının özlük haklarına temas etmek istiyorum. Aslında ülkemizdeki kamu personel rejiminin artık kronik hâle gelen yapısal sorunları var. Devlet Memurları Kanunu’nun güncelliğini yitirmesinden tutun, ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesinin kâğıt üzerinde kalmasına; kapalı kariyer ilkesindeki erozyondan kamudaki ücret dengesinin bozulmasına kadar kamuda bir sorunlar yumağıyla karşı karşıyayız.
Tüm bu başlıkların hepsinde kapsamlı bir yapısal reformlar silsilesine ihtiyacımız var. Bunları da zamanı geldikçe tek tek ele alacağım ama önce kariyer meslek memurlarına yapılan bir haksızlığa, hatta kitabın ortasından konuşmak gerekirse bir ayıba değinmek lazım.
2026 yılı bütçe görüşmeleri esnasında altında hem iktidar hem muhalefet partilerinin de imzasının bulunduğu bir zam teklifi sunuldu. Bu teklif, uzun süredir özlük haklarında iyileştirme bekleyen; devletin denetim ve strateji gücünü temsil eden murakıp, dış işleri meslek memurları, müfettiş, uzman gibi kariyer meslek memurlarının mağduriyetine nihayet son verecekti.
Fakat ne yazık ki, daha önce farklı meslek grupları için yapılan maaş iyileştirmelerinde ya da bütçeye korkunç bir maliyet yükleyen EYT meselesinde şahit olmadığımız itiraz korosu,konu kariyer meslek memurları olunca devreye girdi. Neticede iktidar ve muhalefetin ortak iradesiyle sunulan teklif geri çekildi ve kariyer meslek memurlarına yine üvey evlat muamelesi reva görüldü.
Bakın; bu kadrolar devlet mekanizmasının vazgeçilmez dişlileridir. Tabir-i caizse kamunun beynidirler. Bürokrasideki tüm ince işçilik onların titiz mesailerinden geçer. En seçkin üniversitelerden mezun olup KPSS barajını ve zorlu kurum sınavlarını aşarak bu makamlara gelirler. Yabancı dil bilirler, ağır yeterlilik süreçlerinden geçerler. Belki doktorlar veya hâkim-savcılar kadar vitrinde değildirler; ancak en az onlar kadar kritik bir sorumluluk taşırlar. Hepsi özel sektörde yüksek karşılık bulabilecek bir potansiyele sahipken, devlete olan bağlılıklarının ve liyakatlerinin mükafatını bir türlü alamazlar.
Bölgemizin tam bir yangın yerine döndüğü bu kritik eşikte, devletimizin en büyük ihtiyacı güçlü bir strateji ve sarsılmaz bir devlet kapasitesidir. Bu kapasiteyi ayakta tutan ise liyakatli insan kaynağımızdır. Dolayısıyla bu yetişmiş zihinleri daha fazla görmezden gelemeyiz; özlük haklarındaki iyileştirme artık bir lütuf değil, millî bir zorunluluktur. Nitekim, sorumluluğu hak ettiği mükafat ile buluşturabilen sistemler ayakta kalır.
Şunu da açıkça söyleyelim: iktidar ve muhalefetin ortak imzasıyla Meclis’e sunulduktan sonra ne idiği belirsiz bir gürültüye kurban edilerek geri çekilen o teklif, devlet ciddiyetine hiç yakışmamıştır. Çünkü unutulmamalıdır ki; devlet evlatlarının umuduyla oynamaz, o umudun bizzat kendisi olur.
Kariyer meslek memurlarına yapılan ayıptan bir an önce dönülmeli ve hak edilen iyileştirme derhal yapılmalıdır.