Memleket siyaseti, iktidarından muhalefetine kendi yankısıyla o kadar meşgul ki, sokağın sesini duymaya ne vakti var ne de takati… Siyasî elitler koltuk kapmaca oynarken, hayatın tam ortasında, gözlerden uzak yaşamların kuytularında sessiz sedasız büyük dramlar yaşanıyor.
Bakın daha dün akşam ülke siyaseti her zamanki gibi vatandaşa faydasız gündemlerin peşinde koştuğu saatlerde, bu ülkenin yüz binlerce evladı başta X olmak üzere çeşitli dijital mecralarda adeta haykırdı. Ücretli öğretmenler ve halk eğitim merkezlerindeki usta öğreticiler bir araya geldi; hak aradı, adalet istedi. Tabii Ankara seçkinlerinin yine gözleri yumulu, yine kulakları kapalıydı.
Hadi diyelim ki, iktidar kanadı toplumsal tabandan gelen bu haklı talepleri duymakta zorlanıyor. Çeyrek asrın ardından mukadderatını tayin ettikleri kitlelerin hakikatine karşı yabancılaştı. Peki ya muhalefet partileri ne âlemde? Asli işi ve asıl ödevi bu haklı feryadı, bu meşru sızlanışı her vesileyle muhatabının dikkatine arz etmek olanlar… O partiler ne yapıyor?
Kimi delege avına çıkıyor, kimi koltuk kavgasına kaçıyor…
Neyse… Biz yüzümüzü, o şaşalı ışıkların hiç aydınlatmadığı memleket gerçeklerine dönelim.
Düşünün bir kere…
Okullarda evlatlarımızı emanet ettiğimiz ücretli öğretmenlerimiz, halk eğitim merkezlerinde bin bir emekle meslek öğreten usta öğreticilerimiz… Kadrolu meslektaşlarıyla aynı okula gidiyorlar, aynı sınıfa giriyorlar, aynı müfredatı anlatıyorlar ve aynı kutsal emeği veriyorlar. Ama iş hak aramaya, insanca yaşamaya gelince adeta üvey evlat muamelesi görüyorlar.
Ay sonu gelip çattığında, ellerine tutuşturulan o sembolik ücret, net asgari ücretin bile yanına yaklaşamıyor; enflasyonun hudut tanımadığı bu düzende, asgari ücretin yarısına, üçte birine talim ediyorlar.
Bitti mi? Bitmedi… Bu ülkenin öğretmenine tam zamanlı bir sigorta bile reva görülmüyor. Gelecekleri, hayata dair hayalleri ve emeklilik planları ders saatlerine bölünerek parça pürçük ediliyor. Hepi topu 14-15 günlük primlerle avutuluyorlar. Soruyorum; bu insanlar hangi parayla ev geçindirecek, hangi parayla evlilik hayali kuracak? Yarınlara nasıl güvenle bakacak? Ne ara emekli olacak?
Daha da vahimi ne biliyor musunuz? Özel sektöre, çalışanına asgari ücretten az vermemeyi, işçinin hakkını korumayı ve sigortasını ve emeğinin karşılığını eksiksiz yatırmayı bir amir hüküm olarak vazeden devletin, kendi idari mekanizmalarında bu koruyucu şemsiyeyi yeterince açamamış olmasıdır…
Ne yazık ki, ücretli öğretmenlik ve güvencesiz usta öğreticilik sistematik bir istihdam modeli hâline getirilmiştir. Diğer bir ifadeyle, belirsizlik bir çalışma rejimi olarak yerleşik hâle gelmiştir.
Bu emekçilerimiz; nöbet ücretinden hazırlık ödeneğine, aile ve çocuk yardımından maaş promosyonuna kadar en temel haklardan mahrum bırakılmaktadır. Üstelik resmî olarak MEBBİS sistemine dahil edilmedikleri gibi, kendilerine bir öğretmen kimlik kartı dahi verilmemekte; böylece hem mesleki hem de sosyal imkânların tamamen dışında tutulmaktadırlar. İşlerine son verildiğinde ise kıdem tazminatı alamazlar.
Bakın, takvimler artık haziranı gösteriyor. Yani okullar kapanıyor, halk eğitimdeki kurslar sona eriyor. Ankara seçkinleri yaz tatili planları yaparken, bu öğretmenler, bu usta öğreticiler haziran ayı itibarıyla hem maaşsız hem sigortasız kalacak. Çoğu insan için haziran ayı; tatil demektir, deniz, kum, güneş demektir. Yaz mevsiminin, herkesin içini ısıtan o romantik, o keyifli tarafı vardır ya… İşte o taraf, bu insanlar için zemheri ayazında, yapayalnız ve güvencesiz bir terk edilmişliğe dönüşüyor…
Yazın pazar tezgâhı mı açsınlar, inşaata mı gitsinler, ne yapsınlar? Eğitmene, usta öğreticiye, öğretmene biçilen değer bu mudur?
Tabelalara, koltuklara ve hazine yardımına sırtını yaslayanların o sığ ajandalarını bir kenara bırakalım. Biz; arkasında fani partileri olanlardan değil, sinesinde dağ gibi milleti olanlardanız!
Toplumun her kesiminden yükselen haklı ve somut talepleri, Ankara’nın karar alıcı mekanizmalarına taşımak ve sürecin takipçisi olmak noktasındaki irademiz tamdır. Vatandaşlarımızın beklentilerine tercüman olma ve bu meşru çağrıları siyasî zeminde kalıcı politikalara dönüştürme kararlılığımızdan asla taviz vermeyeceğiz.