Cebinizdeki Yangın Tarlada Başladı: Bu Ateş Kökünden Sönmeli!

İmren Nilay TÜFEKCİ
Nisan 27, 2026 3 dk okuma süresi

Değerli dostlar;

Bu videolara başlarken ne demiştik?

Türkiye’de siyaset, vatandaşın sorunlarını konuşmuyor, vatandaş siyasetin sorunlarını konuşuyor!

Bu yüzden her hafta, koltuk hesaplarını yahut ittifak senaryolarını değil, milletimizin gerçek gündemini masaya yatıracağım demiştim. Niyetim belli: İktidarından muhalefetine kadar sorumluluk sahibi olan herkesi, asli görevlerini yapmaları konusunda ikaz etmek. İktidarı da muhalefeti de sokağın gerçeğiyle yüzleştirmek.

Zira siyaset, vatandaşın sofrasına dokunabildiği ölçüde gerçektir. Devlet ise yalnızca karar alan, genelge yayımlayan veya kürsüden nutuk atan soğuk bir mekanizma değildir; devlet milletin ekmeğini, suyunu ve üretim gücünü koruyabildiği müddetçe devlettir. Maalesef bugün Ankara’nın şatafatlı ama bir o kadar soğuk koridorlarında sokağın feryadı duyulmaz oldu. O sağır odalara milletin asıl gündemini hatırlatmak için bu hafta doğrudan sofradaki yangını anlatacağım. Umalım ki devletlularımız bu sese kulak tıkamasın. Muhalefetimiz de salon siyasetinden çıkıp sokağın feryadına yankı olabilsin.

Değerli dostlar;

Devlet ciddiyet ister, devlet liyakatle yönetilir! Domatesin 200, elmanın 250, biberin 400 liraya dayandığı bir ülkede; eğer bir emeklimiz koca bir ayın maaşıyla sadece 50 kilo biber alabiliyorsa, orada söz bitmiştir, ah-vah başlamıştır.

Bugün size artık ezberlenmiş girdi maliyetleri masallarını anlatmayacağım. Çünkü o maliyetler çiftçimizin belini bükerken, tezgahtaki o rakamlar milletimizin ciğerini yakıyor. Peki, bu soygun düzeninin kazananı kim? Ben söyleyeyim: Aradaki asalak komisyoncular, ithalat lobileri ve çiftçimizin alın terine ipotek koyan o doymak bilmeyen yapılar! Acı olan şudur: Biz, bir avuç rantiye ve zincir market baronunu doyuracağız diye; koca bir Türkiye’yi doyuran o nasırlı elleri, çiftçimizi maalesef doyuramıyoruz! Ne yazık ki, Türkiye’yi doyuranlar, Türkiye’de doymuyor!

Bakın; çok basit bir gerçek vardır: Ölçmeden yönetemezsiniz!

Bu ülkede tam 24 yıl boyunca; dile kolay, 2001’den 2025’e kadar tek bir tarım sayımı bile yapılmadı! Çeyrek asır boyunca bu memleketin tarımı el yordamıyla, daha açık konuşmak gerekirse tesadüfen yönetildi.

Kaç dönüm toprağımız ekiliyor, meramızda kaç hayvanımız kalmış, hangi havzamızda suyumuz bitiyor bilmeden “tarım politikası” yapılabilir mi?

Şimdi, geçen sene nihayet başlanan o sayım aslında bir hizmet ya da yenilik değil, bir itiraftır: Bu ülkenin tarımı, tam çeyrek asır boyunca verisiz ve plansız idare edildi demektir. Şunu herkes bilsin; elinde verisi olmayan bir devletin, çiftçisine verdiği söz kâğıt üstünde kalmaya, kürsüde uçup gitmeye mahkûmdur. Verinin olmadığı yerde, vaatlerin de hükmü yoktur!

Hafızalarımızı bir tazeleyelim. Eski Tarım Bakanımız ne demişti: “Çiftçi çok çalışır, az kazanır; bu işin kanunu budur” demişti.

O hâlde idarecilerimize sormak lazım: Madem çiftçinin az kazanması ve borç içinde kıvranması kaderin bir cilvesi; tarlada 40 lira olan o mahsulün, sofraya 400 liraya gelmesi de bu işin fıtratı mı? Peki o aradaki on katlık devasa uçurum da milletin değişmez makus talihi mi?

Sorduğum sorunun cevabını, onların yerine ben vereyim: Hayır! Ne bu can yakan pahalılık ne emeğin hiçe sayılması ne de mutfaktaki yangınla sofraların bereketinin çalınması bu milletin alın yazısı…

Tarladaki ve sofradaki yangın, göklerden gelen bir ateşin neticesi değildir. Bu vahim tablo, sofraya çöken simsarların el birliğiyle yaptığı bir kundaklamanın sonucudur. Üstelik mevcut yanlış politikalarla devam edildiği sürece bu yangın asla sönmeyecektir. Nitekim dünyada gıda fiyatları 2025 sonunda durulup dengelenirken, Türkiye’de gıda enflasyonu hâlâ dizginlenememiştir ve çift haneli rakamlardadır.  

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Gıda fiyatlarını dizginlemek istiyorsak, önce bu tedarik zincirindeki o en can alıcı halkayı, yani israfı kesip atmak zorundayız. Karşımızdaki rakamlar birer istatistik değil, adeta birer utanç vesikası: Türkiye’de bin bir emekle üretilen yaş meyve ve sebzenin yüzde 40’tan fazlası, daha vatandaşın sofrasına ulaşamadan tarlada, yolda, depoda ve rafta heba ediliyor.

Anlıyor musunuz? Bu milletin sofrasına doğru yola çıkan her 10 kamyondan 4’ünün, daha yolun yarısında doğrudan çöpe dökülmesi demektir bu!

Peki israfı önlemek için ne yapılmalı:

Bir an önce modern soğuk zincir sistemleri kurmalıyız. Bu bizim için hayati…

El alem ne yapmış?

Avrupa Birliği, “Çiftlikten Çatala” (Farm to Fork) stratejisini ilan etmiş; 2030 yılına kadar gıda israfını yüzde 50 azaltmak için takvimini belirlemiş. ABD’de ise dondurulmuş gıda zinciri öyle bir teknolojiyle yönetiliyor ki, ürünün tazeliğini tam 2 yıl boyunca koruyabiliyorlar.

Onlar dijital takip sistemleriyle, akıllı depolarla her bir derecenin, her bir gramın hesabını yaparken; biz hala domatesi kamyon kasasında, güneşin alnında pişirip çürütüyoruz! El alem teknolojiyi sofrasına kalkan yapıyor, biz ise millî servetimizi güneşin altında eritiyoruz…

Biz burada birkaç doymak bilmeyen rantçıyı ihya etmeye çabalarken, elin Avrupalısı ne yaptı biliyor musunuz? Tarımsal kooperatiflerin pazar payını yüzde 50 seviyelerine taşıdı! Peki, bereketli toprakların ülkesi Türkiye’de durum ne? Benim çiftçimin, benim üreticimin sahibi olduğu kooperatiflerin pazar payı yüzde 1 bile değil!

İşte aradaki uçurum tam olarak budur: Avrupa’da çiftçi örgütlüdür, güçlüdür; kendi fiyatını kendi belirler, masaya yumruğunu vurur. Türkiye’de ise çiftçimiz, bir avuç aracının ve dev zincir marketlerin insafına terk edilmiştir. Benim köylüm, o nasırlı elleriyle büyüttüğü emeğini, çoluğunun çocuğunun rızkını bu fiyat dayatmalarına boyun eğerek teslim etmek zorunda bırakılıyor. Bu sadece bir ekonomi sorunu değil, bu bir hak gaspıdır!

Tarımda Blokzincir! Hemen!!!

Türkiye’nin ivedilikle tarımdaki geri kalmışlıktan kurtulması lazım. İmtiyazlıların cepleri daha fazla dolsun diye bilime, teknolojiye ve çağa ayak direyemeyiz artık! Bugün Amerika’da bir markete girdiğinizde, aldığınız sebzenin üzerindeki kodu okutup o ürünün hangi çiftlikte, hangi ellerde yetiştiğini saniyeler içinde görebiliyorsunuz. Peki ya bizde? Bizde ürünün nereden geldiği değil; hangi aracının elinde kaç kat kârla şişirildiği, hangi karanlık dehlizlerden geçtiği bile meçhul!

Bu faili meçhul düzenin son bulması için tarımda blokzincir (blockchain) devrimi hemen başlatılıp tarladan sofraya her bir adımın dijital kimliğini oluşturulmalı! Ürünün yolculuğunu milletimizin denetimine açılmalı. Açılmalı ki, fahiş kar dönemi bitsin, bolluk ve bereket gelsin!