Bugün memleketin neresine baksak, oradan bir gam, bir kasavet, bir keder fışkırıyor. Sokaklarımız artık huzurun değil, maalesef vandallığın hüküm sürdüğü alanlar hâline geldi. Üstelik bu karanlık, sadece sokakla sınırlı kalmadı; çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullarımızın içine kadar sirayet etti.
Daha geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarımızdan gelen şiddet haberleriyle sarsıldık. Asayiş, adalet ve özgürlükler üzerine sanki çoktan bir gaiplik kararı verilmiş gibi; devletin temel görevleri olan can ve mal güvenliği her geçen gün daha da aşınıyor. Cezaevinde olması gereken canilerin dışarıda cirit attığı, isteyenin gücü ve imkânı ölçüsünde vandallık yapabildiği bir düzeni ne bu millet hak ediyor ne de biz kabul ediyoruz!
Ben bir siyasetçiden önce bir anneyim; bir kadınım, bir toplum gönüllüsüyüm; gençlerin ve çocukların İmren Ablalarıyım.
Türk ailesinin sarsılmaz birliği, kadınlarımızın onuru, gençlerimizin istikbali ve çocuklarımızın masumiyet ve güvenliği; benim tavizsiz önceliğim ve birincil derecedeki sorumluluk borcumdur.
Buradan kudretli yöneticilerimize sesleniyorum:
Kendi yarattığınız toplumsal enkazın vebali, o yıkıntının içine doğan gençlerin omuzlarına yüklenemez. Gençleri suçlamak, bir yönetim zafiyetinin üzerini örtme çabasıdır. Asıl olan; gençliği bu kaosa mahkûm etmek değil, onları koruyacak ve yarınlarına güvenle bakmalarını sağlayacak sarsılmaz bir sistemi inşa etmektir.
Genç dimağları zehirleyen, millî ve manevi değerlerimizi örseleyen diziler, denetimsiz oyun platformları ve sosyal medya mecraları artık bir “beka meselesi” olarak ele alınmalıdır. Türk aile yapısını içten içe kemiren bu kültürel erozyona karşı, devletin denetim mekanizmaları sil baştan ve en sert şekilde kurgulanmalıdır. Gelecek nesillerimizi birer kimliksizlik sarmalına sürükleyen, ahlaki sınırları ve mahremiyeti hiçe sayan TikTok ve benzeri platformlar, şayet bu toplumsal dejenerasyona hizmet etmeye devam edeceklerse, neşter vurulmaktan çekinilmemeli ve derhal yasaklanmalıdır.
Bizim önceliğimiz; küresel sermayenin dijital aparatları değil, Türk ailesinin mukaddesatı ve evlatlarımızın selametidir. Bu uğurda gerekirse devletin tüm kurumları topyekûn bir seferberlik ilan etmelidir. Özgürlük sosuna bulanmış mülevves dayatmalarla, “bireysel tercih” kılıfı altında servis edilen bu ahlaki erozyonla artık sadece fikirle değil, devletin çelikten iradesiyle mücadele edilmelidir. Kimse bize sınırsız özgürlük masalları anlatmasın; bir toplumun değer kaleleri düştüğünde, o toplumun ne vatanı kalır ne de hürriyeti!
Bir anne ve bu milletin bir ferdi olarak biliyorum ki; aile sadece toplumun çekirdeği değil, sığındığımız son kaledir. Devlet, bu kaleyi her türlü dijital ve kültürel taarruza karşı muhafaza etmekle, evlatlarımızı o sarsılmaz şefkatiyle kuşatmakla mükelleftir.
Nitekim Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığım döneminde, bugün yaşadığımız bu vahim tabloyu o günden görerek okullarımızı koruma altına alacak bir “Okul Zabıta Birliği” kurmayı vadetmiştim. O gün bu projeyi ortaya koyarken amacım; devletin denetleyici elini okul kapılarında bir kalkan hâline getirmek ve evlatlarımızı her türlü tehlike ve tehditten arındırmaktı. Bugün gelinen noktada, o günkü öngörümüzün ne kadar hayati, tehlikenin ise ne kadar büyük olduğu maalesef acı bir şekilde tescillendi.
Değerli dostlarım;
Tüm bu kararlı ve tavizsiz adımlar atılırken; aklıselim, soğukkanlılık ve sağduyu elden bırakılmamalıdır.
Şiddeti estetize eden bu kültürel ekosistem ve kontrolsüz dijital mecralar, gençlerin iradesiyle şekillenmiş yapılar değildir. Aksine, gençlik bu sosyolojik enkazın faili değil, içine doğduğu bu sağlıksız yapının ilk mağdurudur.
Bugün Z kuşağını “bozulmuş” olmakla itham edip, çözümü geçmişin arkaik ve baskıcı disiplin anlayışında aramak, sosyolojik ve pedagojik bir körlüktür.
Yöneticilerimize sesleniyorum:
Kendi yarattığınız toplumsal enkazın suçunu, o enkazın içine doğan gençlerin omuzlarına yükleyemezsiniz. Onları suçlamak yerine, adaletin tecelli ettiği, güvenliğin tesis edildiği ve şiddetin zemin bulup palazlanmasına dahi izin verilmediği bir sistemi kurmak siz idarecilerin asli görevidir.
Peki Ne Yapılmalı?
Güvenlik Koridoru ve Profesyonel Koruma: Okul kapılarında kolluk kuvvetleriyle tam eşgüdümlü, uzman ve donanımlı özel güvenlik birimleri görevlendirilmelidir. Her okul, emniyet birimlerince “hassas güvenli bölge” ilan edilmelidir.
Akıllı Takip ve Entegre Denetim: Okul çevresindeki metruk binalar ve şüpheli odaklar, yapay zekâ destekli yüksek çözünürlüklü sistemlerle anlık takip edilmelidir. Sabıka kaydı olan şahısların okul çevresine yaklaşması dahi otomatik alarm sistemlerini tetiklemelidir.
Okul-Polis İrtibat Görevliliği: “Okul Polisliği” kâğıt üzerindeki bir unvan olmaktan çıkarılmalıdır. Suç önleme eğitimi almış bu görevliler hem okul koridorlarında hem de okulun sosyal çeperinde devletin caydırıcı gücünü temsil etmelidir.
Sıkı Müfredat ve Sosyal Denetim: Rehberlik servisleri evrak doldurma birimi değildir. Suça meyilli olduğu tespit edilen gruplar, aileleriyle birlikte devlet gözetiminde zorunlu rehabilitasyon ve takip programlarına alınmalıdır.
Fiziki Arındırma: Okul çevresindeki tekel bayileri, oyun salonları ve kontrolsüz kafeler valiliklerce mercek altına alınmalıdır. Gençlerimizi zehirleyen odaklara karşı “sıfır tolerans” uygulanmalı, bu bölgeler fiziken arındırılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; gençliğini suçlayan bir toplum, aslında kendi geleceğinden vazgeçmiş demektir.
Bugün çocuklarının ve gençlerinin elinden tutamayan bir toplum, yarını kucaklayamaz.
Türkiye’yi bu sarmaldan ve üzerimize çöken bu kasavet ikliminden çekip çıkaracak yegâne kuvvet; akıl, adalet ve kültürel değerlerimizden taviz vermeyen sarsılmaz bir duruştur.