Kör Uçuşu Siyasete Son! Engelleri Görerek Yönetin!

İmren Nilay TÜFEKCİ
Mayıs 18, 2026 3 dk okuma süresi

Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında idrak ettiğimiz Engelliler Haftası, bizler için yalnızca takvime düşülmüş bir not veya geçici bir anma dönemi değildir. Daha doğrusu olmamalıdır. Her Engelliler Haftası’nda, engelli yurttaşlarımızın toplumsal hayata eksiksiz ve eşit katılımını teşvik etmek maksadıyla çeşitli paylaşımlar yapılır.

Yöneticiler iyi niyet mesajları yayınlar, ilgili sivil toplum kuruluşları mevcut sorunları ve talepleri dile getirir, siyasetçiler sözler verir. Zira engellilik bütünüyle kolektif bir sorumluluk alanıdır. Engellilik en önemli toplumsal meselelerden biridir. Engellileri ve engelleri görmezden gelmek, bir anlamda kendi geleceğine kör bakmaktır; çünkü engellilik asla uzak bir ihtimal değildir.

Peki 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunumuz, engelli vatandaşı nasıl tanımlıyor? Sadece bir uzuv kaybıyla, bir hastalıkla mı? Hayır! Kanun açıkça diyor ki: “Eğer bir insanın önündeki tutumlar ve çevre koşulları, onun topluma eşit katılımını engelliyorsa, o kişi engellidir.”

Yani asıl engel fizikte değil; sokakta, kaldırımda, iş yerinde, toplu ulaşımda kısacası zihniyettedir! Türkiye’deki engelli verileri güncelliğini yitirmiş, adeta eskimeye terk edilmiştir. Devlet, kendi vatandaşının tam ve gerçek tablosunu görmekten uzaktır. İstatistikte yoksanız, bütçede de yoksunuzdur; masada yoksanız, gelecekte de yoksunuzdur!

Bugün meseleyi tam kalbinden, sivil toplumun içinden göğüsleyen bir vakıf başkanı olarak altını çizerek söylüyorum:

Sayamadığınız vatandaşı eşit kılamazsınız; görünmeyeni yönetemezsiniz! Bugün yapılması gereken, engelli vatandaşlarımızı bu görünmezlik girdabından çıkarmak ve devletin veri hafızasını derhal güncellemektir.

Pekâlâ, Nedir Bu Veri Eksikliği?

Türkiye’de engellilik oranlarına ve sosyo-ekonomik yapıya dair en kapsamlı veri seti, TÜİK tarafından gerçekleştirilen 2011 Nüfus ve Konut Araştırması’na dayanmaktadır (O dönem en az bir engeli olan nüfus oranı % 6,9 olarak tespit edilmişti). Aradan geçen uzun yıllara, yaşanan demografik değişimlere, göç dalgalarına ve nüfus artışına rağmen, o ölçekte hane halkı bazlı yeni ve kapsayıcı bir ulusal araştırma kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Diğer bir ifadeyle Türkiye’de engelli nüfusa dair kapsamlı son araştırma 15 yıl önce yapılmıştır.

Düşünün ki; asrın felaketi olarak nitelendirilen, 5’i büyükşehir olmak üzere 10 vilayetimizi yerle yeksan eden, 50 binden fazla canımızı yitirdiğimiz ve 100 binden fazla insanımızın yaralandığı o büyük deprem faciasını yaşadık; fakat acı sarsıntının üzerinden geçen zamana rağmen engelli bireylerimize dair verileri hâlâ güncellemedik! İşte bu asla kabul edilemez!

Bugün engelli yurttaşlarımıza yönelik mevcut politikalar büyük oranda eskiyen projeksiyonlar üzerinden yürütülmektedir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bir Ulusal Engelli Veri Sistemi mevcuttur ve burada yaklaşık 2,5 milyon kayıtlı engelli birey görünmektedir. Daha da açık konuşalım. 2021’den bu yana Ulusal Engelli Veri Sistemi’nin sunduğu engelli birey sayısı aynı: 2.511.950! Bakanlığın yayımladığı bülten yıllardır hep aynı sayıyı gösteriyor.

Dahası bu sistem, yalnızca resmî hastanelerden engelli sağlık kurulu raporu almış ve bir şekilde devletin sosyal yardımlarına, evde bakım aylığına veya kotalı istihdamına başvurmuş kişileri kapsıyor. Yani bu sistem, gerçek sayıdan ziyade kamudan resmî destek talep edenlerin sayısını veriyor.

Sözün kısası, ortada aslında bir kayıtlılık yok, bir yanılsama var.

İstisnayı Değil, Kaideyi Yönetmek Zorundayız!

Şimdi elimizdeki tabloya beraber bakalım. Kurumlarımız veri üretmiyor mu? Üretiyor. Hakkını teslim edelim, en güncel kaynaklardan biri Millî Eğitim Bakanlığı. Bakıyorsunuz, son verilere göre eğitimdeki engelli öğrenci sayımız 602 bin 729. Bunların 68 bini özel okullarda, 72 bini özel sınıflarda, 462 bini ise akranlarıyla birlikte kaynaştırma eğitiminde. Buraya kadar somut bir fotoğraf var.

Peki, bu evlatlarımız büyüyüp hayata atılınca ne oluyor?

Orada karşımıza İŞKUR çıkıyor. İŞKUR her ay düzenli olarak zorunlu kontenjandan işe girenleri, kamudaki engelli memur sayılarını açıklıyor. Ama soru şu: Bu rakamlar gerçeğin ne kadarını kapsıyor? İŞKUR sadece kendi kapısını çalanı, sadece yasal kotaya takılanı görüyor. Peki ya merdiven altı çalışanlar? Evinden çıkamadığı için İŞKUR’un kapısından bile geçemeyen binlerce engelli vatandaşımız? Onlar bu istatistikte yok! İşte ben buna istihdamda temsil krizi diyorum. Devlet, sadece kayıt altına alabildiği kadarını görüyor; geride kalan koca bir kitleyi ise karanlıkta bırakıyor.

Peki buradan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’a ve İŞKUR yetkililerimize soruyorum?

Henüz sayısı bile bilinmeyen yurttaşlar için nasıl politika üretilebilir?

Her yıl Engelliler Haftası’nda meydanlara, kürsülere çıkılıyor. Sosyal medyadan süslü mesajlar paylaşılıyor. Ne var ki, engellileri yılda bir hafta hatırlamakla, merdivenlerin önüne rampa yapmakla, süslü mesajlar paylaşmakla bu mesele çözülmez; çünkü güncel veri yoksa görünürlük yoktur, görünürlük yoksa hak da yoktur!