Değerli dostlar;
Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Onuncu Yıl Nutku’nda Türk milletine seslenirken sarsılmaz bir hedef tayin etmişti: “Yurdumuzu muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak.”
Bu ideal, o günden bugüne tüm idarecilerimizin omuzlarındaki ortak sancak, rotasındaki değişmez pusula olmuştur. Bakınız; bugün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan da her fırsatta bu hedefe, muasır medeniyet vizyonuna atıfta bulunuyor. Çünkü bu hedef, siyaset üstü bir devlet, bir millet, bir memleket davasıdır.
Zira cephede kanla kazanılan bağımsızlık; barajların gövdesinde, fabrikaların çarkında, havalimanlarının rotasında, şantiyelerin tozunda, tarlaların bereketinde ve maden ocaklarının derinliklerinde perçinlenir.
Peki, Türkiye’yi o muasır medeniyet ufkuna taşıyacak bu devasa organizasyonun asıl mimarları kimlerdir? Başrolü kim omuzlamaktadır? Elbette bu memleketin öz evladı olan, fedakâr mühendislerimiz! Nitekim Edirne’den Kars’a kadar bu toprakların çehresi, bir mühendisin maharetli eli ve teknik aklı değmeden ne mamur olabilir ne de bayındır kalabilir.
Nitekim kalkınma tarihimizin satır aralarını okuduğumuzda, o teknik aklın, yani mühendislerimizin imzasını görürüz:
Onlar, Türkiye’yi konforlu salonlarda, yumuşak koltuklarda oturup önlerine gelen kağıtlardaki rakamlara bakarak değil; ellerinde cetvelle, pergelle, projeyle, bizzat tozun toprağın içinde tanıdılar.
Peki Demirel’leri, Özal’ları, Erbakan’ları yetiştiren, kökleri 18. yüzyılın Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn’a kadar uzanan bu kadim mühendislik geleneğinin, bugünkü neferleri, bugünkü evlatları ne durumda?
Maalesef bu soruya iç açıcı bir yanıt vermem mümkün değil.
İçinde yaşadığımız konutlardan elimizdeki teknolojik imkânlara, tükettiğimiz gıdadan üzerimizdeki elbiseye kadar her detayda; otoyollardan devasa barajlara, hastanelerden demiryollarına, tarım arazilerinden orman varlığımıza kadar vatanımızın her bir metrekaresindeki tüm yapı ve hizmetlerde imzası bulunan mühendislerimiz, ne yazık ki uzunca bir süredir hak ettikleri toplumsal statüyü ve bu devasa emeğin karşılığı olan refah düzeyini bulamamaktadır.
Teknik aklın bu denli belirleyici olduğu bir çağda, ülkemizi inşa eden ellerin hak ettiği konuma kavuşması artık bir tercih değil, millî bir zorunluluktur.
Kalkınma serüvenimizin isimsiz kahramanları olan mühendislerimiz, bugün yoksulluk sınırının dahi altında kalan gelirlerle yaşam mücadelesi veriyor.
Hayatın her alanında kritik görevler üstlenen, milyarlarca liralık devasa projelerin altına tereddütsüz imza atan ve bu projelerin her bir kuruşunun hukuki, mali, teknik sorumluluğunu omuzlarında taşıyan kamudaki mühendislerimiz -vatanı nakış nakış işleyen o mahir eller- ne hazindir ki bugün kendi hiyerarşisi altındaki personelden bile daha düşük bir gelire mahkûm edilmiştir.
Dün devletin zirvesinde “mühendis aklı” baş tacı edilirken; bugün kamuda görev yapan mühendisimiz, kendi kurumunda sıradanlaştırılmıştır.
Dahası, son yıllarda birçok kamu personeline gelir iyileştirmesi yapılırken, kamu mühendisleri bu düzenlemelerin dışında bırakılmış; özlük hakları yıllar içinde adeta erimiştir. TBMM’ye verilen kanun teklifleri sonuçsuz kalırken, bazı meslek gruplarına özel yapılan iyileştirmeler kamu mühendislerinin vicdanlarında derin bir yara açmıştır.
Unutmayalım ki, mühendislik hem alın terini hem de akıl terini aynı potada eritebilme sanatıdır. Mühendis hem sahada hem de masada olan kişidir.
Gündüz güneşin altında şantiyede kavrulan el ile gece yarısı masasının başında milyarlarca liralık projenin statik hesabını, milimetrik hataya yer bırakmadan yapan el aynıdır. Mühendis hem bedendir hem de beyindir.
Buradan, açıkça talep ediyorum:
Kamuda çalışan tüm mühendislerimizin özlük hakları ve maaşları iyileştirilmelidir. Ayrıca üstlendikleri o devasa hukuki ve teknik riskin, o bitmek bilmeyen özverinin tam karşılığı olarak; Teknik Sorumluluk Tazminatı adıyla yeni ve bağımsız bir ödeme kalemi derhal ihdas edilmelidir! Diğer meslek gruplarına tanınan bu hak, devletin temel direği olan mühendisten esirgenemez!
Ancak mesele sadece bir ücret artışı değildir. Mühendisimizi popülist yaklaşımların, geçici düzenlemelerin ve bürokratik labirentlerin insafından kurtaracak nihai çözümün adı bellidir: Mühendislik Meslek Kanunu!
Bu kanunla birlikte;