Ne asayiş berkemal ne polislerimizin hâli hâl! Polis Meslek Kanunu hemen TBMM’den geçsin, düzelsin bu ahval!

İmren Nilay TÜFEKCİ
Nisan 13, 2026 3 dk okuma süresi

Ne asayiş berkemal ne polislerimizin hâli hâl!

Polis Meslek Kanunu hemen TBMM’den geçsin, düzelsin bu ahval!

Bu hafta Polis Haftası’ydı. Birkaç gün önce Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümünü gururla kutladık.

Biliyorsunuz, Polis Meslek Kanunu’na dair yeni bir hazırlık var. Polis kardeşlerim merak etmesin; en az onlar kadar gözümüz-kulağımız orada. Kanunun her bir maddesini, noktasını-virgülünü yakından takip ediyorum ve ettiriyorum. 

Zira devletin bekası kâğıt üzerindeki süslü cümlelerle değil, o devleti sokakta temsil eden polisle kaimdir. Bu yüzden polislerimizin haklarının bir an önce teslim edilmesi elzemdir. Nitekim Türk-İslam medeniyetinin devlet anlayışında da adalet ve asayiş birbirlerini tamamlayan iki hayati unsurdur. Bizim medeniyet havzamızda “adalet mülkün; çünkü güvenliğin olmadığı bir yerde ne adaleti hakkıyla sağlamak ne de devleti payidar kılmak mümkündür.

Dolayısıyla bizim geleneğimizde kamu düzeni, yalnızca teknik bir asayiş meselesi değil, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesinin can ve mal emniyetiyle mühürlenmiş hâlidir.

Bu durum, Batı düşüncesinde de karşılığını bulur: Devletin felsefi düzlemde meşrulaştırılmasının temel esprisi; kamu düzenini, huzuru ve güvenliği sarsılmaz bir kararlılıkla tesis etmesidir. İnsanlar, düzen ve güvenlik uğruna birtakım hak ve yetkilerini devlete devrederken aslında tek bir şarta odaklanırlar: Can ve mal emniyetinin eksiksiz temini.

Şimdi bu teorik zemini, sokağın çıplak gerçekliğiyle yüzleştirmek mecburiyetindeyiz. Resmî verilere göre, suç oranları son 10 yılda yüzde 108 artmış durumda. En son işlenen suçlar arasında ise kasten yaralama ve hırsızlık başı çekmekte, bunları uyuşturucu ticareti ve dolandırıcılık takip etmekte. Yani sokaklarımızda esenlik yok! 

Bir vatandaşın en temel hakkı; ardına-arkasına bakmadan, yolunu değiştirmeden ve eline sopa alma ihtiyacı duymadan kendi sokağında güvenle dolaşabilmesidir. Bir insanın yolunu değiştirmek zorunda kalmadığı sokak, devletin varlığını en gür hissettirdiği yerdir.

İşte bu güven iklimini sağlayacak olan ise kuşkusuz polislerimizdir. Fakat unutulmamalıdır ki; sokaktaki asayişin kalitesi, o asayişi sağlayan polisin huzuruyla doğrudan ilintilidir. Polisin vatandaşa “devletin şefkatini ve kudretini” layıkıyla yansıtabilmesi için, öncelikle kendisinin özlük hakları noktasında devletin adaletini hissetmesi gerekir. Bugün eksik olan şey de tam da budur. 

Polislerimiz hem madden hem de manen ağır bir yük altındadırlar. Emniyet teşkilatındaki intihar oranlarının toplum ortalamasının neredeyse 4 katı olması, bu psikolojik yükün ve çalışma şartlarının ne kadar ağır olduğunun en acı göstergesidir.

Bakın; normal bir devlet memuru haftada 40 saat çalışırken, bir polis memuru özellikle “12-12” veya “12-24” gibi vardiyalarla haftada 60-72 saati bulan mesaiye maruz kalmaktadır. Daha da fenası, polislerimiz bu fedakarlıklarının karşılığı olan fazla mesai hakkından da mahrumdurlar.

Polislerimizin sorunları bunlarla da bitmiyor.

Maaşların yetersizliği, liyakat ve adaletten uzak terfi ve tayin sistemi ile görevini hakkıyla ifa eden personelin hukuki korumadan yoksun bırakılması; polisimizin hem mesleki motivasyonunu hem de yaşam kalitesini derinden sarsmaktadır. Dünyanın her yerinde gece mesaisi ek bir tazminat ve hak ediş gerektirirken; bizde maalesef polisimizin uykusuzluğu, evinden ve ailesinden ayrı kaldığı saatler bedava sayılmaktadır.

Öte yandan polislik mesleği, ne acıdır ki toplumsal hafızada “hiçbir şey olamazsam polis olurum” sıradanlığıyla anılır hâle gelmiştir. Emniyet teşkilatında sivil kaynağa aşırı ağırlık verilmesi, sadece 6-10 aylık kısa kurslarla sokağa personel çıkarılması ve dışarıdan kontrolsüz alım yapılması; mesleki niteliğe irtifa kaybettirmektedir. 

Bugün Emniyet teşkilatındaki gıda mühendisi sayısı, kuvvetle muhtemel Tarım Bakanlığı’ndakinden fazladır!

Böyle bir kurumsal yapı olabilir mi? Polislik; her önüne gelenin deneyeceği bir iş kolu değil, yüksek disiplin, uzmanlık ve fedakârlık gerektiren bir meslektir.

Polislik; başkalarının hayatı tamamlansın diye kendi ömrünü noksan bırakmaya cüret etmektir.

Bu meslekte zaman, her yaranın merhemi değil; aksine her özlemin, her sızının kaynağıdır. Onlar için takvimler; uykusuz nöbetleri, feda edilmiş özel günleri ve vuslatı mahşere kalmış hasretleri fısıldar. 

Aziz milletin bekası ve huzuru uğruna toprağın sinesine düşen kahraman polislerimizin hakkı hiçbir dünyevi bedelle ödenemez.

İşte bu yüzden; hem polislik mesleğinin onurunu ve niteliğini korumalı, hem de bu ağır yükü omuzlayan polislerimizin haklarını ve hukukunu devlet iradesiyle güvence altına almalıyız. Polisin mahzun olduğu bir memlekette, huzur kuru bir temenniden öteye geçmez.

Sözün kısası, hazırlıklar ivedilikle tamamlanmalı ve polislerimizi sorunlarını sona erdirecekMeslek Kanunu acil koduyla Gazi Meclis’in gündemine getirilmeli ve Meclisimizden geçirilmelidir!